TRT 1 Payitaht 2. Abdülhamit dizisindeki Sadrazam Damat Ferit Paşa Kimdir?

GundemLab.com – Trt 1’in Osmanlı İmparatorluğun son döneminde batılı devletlerle ortaklık ve ihanet eden milletine hainlik eden paşalarla doludur. Bilhassa Sultan 2. Aldülhamit Han’a ihanet eden paşa sayısı oldukca fazladır. Payitaht Abdülhamit dizisinin 121.bölümünde bahsi geçen mason toplantısındaki ve Abdülhamit’e en yakın hainlik eden, ihanet eden mason paşanın kim olduğu merak konusu oldu. Payitaht Abdülhamit dizisinin finali yaklaşırken Sultan Abdülhamit’i devirmek için masonlar son kozlarını oynamaya başladılar. Peki Payitaht Abdülhamit dizisinin son bölümündeki mason paşa kimdir, İhanet eden paşa kimdir? Abdülhamit mason paşayı biliyor mu? , Son bölümde diziye katılan Damat Ferit Paşa kimdir?  yeni 121.bölüm tanıtım fragmanı gösterildi mi? Payitaht Abdülhamit dizisi 120. bölümünde neler oldu? Abdülhamit sürgüne gönderildi mi? Projede masonların Sultan Abdülhamit’i devirme planları son hızla devam ediyor. Peki Masonlar ve Hackler planlarında başarı göstermiş oldu mu? TRT’de piyasaya çıkan “Payitaht Abdülhamid” adlı projede Sultan Abdülhamid’i devirme planları açıklayan masonlardan birinin “Yıldız’daki Baykuş” ifadelerini kullanımı, Detaylar haberimizde…

Payitaht Abdülhamid dizisi 5.sezona yeni katılan oyuncular;

Payitaht Abdülhamit dizisinde bugün yayın hayatına başlayan yeni süre 121.bölümünde yeni oyuncu ve karakterler katıldı.  İşte yeni oyuncular ve karakterleri: İsmail Hakkı: (Eşref Aziz), Hakan Alim (Mika), Cansu Fırıncı (İzak Fernandez), Ali Buhara Mete (Manyas), Mehmet Korhan Fırat (Tatavlalı), Yılmaz Meydaneri (Avlonyalı Sadrazam Ferit Paşa), Alara Turan (Fatma Sultan), Burak Haktanır (Eskidarlı Vahap), Eren Dinler (Talat Paşa) ve Gökşin Saraç (Aliye Sultan).

İsmail Hakkı: (Eşref Aziz), Hakan Alim (Mika), Cansu Fırıncı (İzak Fernandez), Ali Buhara Mete (Manyas), Mehmet Korhan Fırat (Tatavlalı), Yılmaz Meydaneri (Avlonyalı Sadrazam Ferit Paşa), Alara Turan (Fatma Sultan), Burak Haktanır (Eskidarlı Vahap), Eren Dinler (Talat Paşa), Gökşin Saraç (Aliye Sultan),

Payitaht 2. Abdülhamit dizisi hainlik eden (ihanet eden) en yakınındaki mason paşa kimdir?

Payitaht Abdülhamit dizisinin 23 Ekim 2020 tarihinde yayın hayatına başlayan son bölümünde ve yeni fragmanda ki Sultan Abdülhamit’in bahsetmiş olduğu en yakındaki mason ihanet eden Paşa İskoç Büyük Locası’nın önem verilen mason üyelerinden Damat Ferit Paşa’dır.

Sadrazam Ferit Paşa Kimdir?

İstanbul’da hayata merhaba dedi. Aslolan adı Mehmed Ferid olup babası devlet şûrası üyelerinden Seyyid Hasan İzzet Efendi’dir. Ailesinin aslen Karadağ’ın Poşasi köyünden olduğu söylenir. Hariciye dairesinde memuriyete başlamış olan Mehmed Ferid Paris, Berlin, Petersburg ve Londra sefâretlerinde ikinci kâtip olarak çalıştı. II. Abdülhamid’in dul kız kardeşi Mediha Sultan’la evlenerek saraya damad oldu ve devlet şûrası üyeliğine getirildi (1886). İki yıl sonrasında vezâret rütbesine terfi ettirildiyse de hanımı vasıtasıyla Londra büyükelçiliğine belirleme isteği II. Abdülhamid tarafınca kabul edilmeyince padişaha gücenerek uzunca bir süre hanımının Baltalimanı’ndaki yalısında münzevi bir can veren yaşadı.
II. Meşrutiyet’in ilânından (1908) sonrasında Meclis-i A‘yân üyeliğine seçilen Damad Ferid Paşa, önceden yüksek mevkilere gelmek ümidiyle İttihat ve Terakkî Fırkası’na yaranma siyasetine önem vererek eski devri kötülemeye başladı. Fakat İttihatçılar’dan beklediği karşılığı göremeyince onların aleyhine döndü. Şubat 1910’da Meclis-i A‘yân’a verdiği anayasa değişikliği lâyihasıyla, İttihatçılar’ın 1909’da yaptıkları anayasa değişikliğini eleştirerek millî hâkimiyet ilkesini oldukca uluslu Osmanlı ülkesi için zararı olan bulduğunu ve yasama meclisine devredilen yetkilerin yine padişah, âyan ve mebusan içinde bölüştürülmesi icap ettiğini belirtti. Bu önerge Meclisi-i A‘yân’da reddedildiyse de (22 Şubat 1910) kendisi aniden İttihat ve Terakkî yönetimine karşı oluşan muhalefetin ümidi haline geldi. Çeşitli muhalif grupların birleşmesiyle ortaya çıkan Özgürlük ve İtilâf Fırkası genel başkanlığına seçildi (25 Kasım 1911); ama parti içi çekişmeler yüzünden çekilme etti (3 Haziran 1912). Bundan sonrasında Meclis-i A‘yân üyesi olarak, bilhassa 1913-1918 yılları aralığında muhalefetsiz tek parti rejimi tatbik eden İttihat ve Terakkî yönetimine karşı eski İttihatçı Ahmed Rızâ Bey ile beraber bir karşıcılık partisi kadar rol oynadı.
I. Dünya Savaşı sonlarında bilhassa İttihatçılar’ın iktidardan uzaklaşması üstüne yavaş yavaş nüfuz sahibi olma ve başa geçme hevesine kapılan Damad Ferid Paşa, padişah tarafınca Mondros’a başmurahhas olarak gönderilmek istendiyse de İzzet Paşa hükümetince reddedildi. Bu yüzden İzzet Paşa hükümetini İttihatçılar’ın devamı olmakla suçlayan Ferid Paşa’nın telkinleriyle padişah kabinedeki İttihatçı nâzırların istifasını istedi. Bu müdahaleyi Anayasa’ya aykırı gören hükümet ise toptan çekilme etti. Sadârete getirilen Tevfik Paşa’nın hükümeti kurmasından üç gün sonrasında altmış gemiden oluşan düşman birliği İstanbul’a geldi (14 Kasım 1918). Bundan sonrasında saldırılarının dozunu önceden da arttıran Ferid Paşa, “Osmanlı Bolşevikleri” söylediği İttihatçılar’dan ülkeyi kurtarmak için medenî âleme çağrıda bulunuyor ve İttihatçılar’ı yargılamak suretiyle fevkalâde mahkemelerin kurulmasını istiyordu. Tevfik Paşa hükümeti bazı İttihatçılar’ı tutuklayarak yargılamaya başladıysa da İtilâf devletleri doygunluk olmadılar. Basın’da İttihatçılar’ı yargılama işini ama Ferid Paşa’nın başarabileceği ileri sürülüyordu. Padişah bu durumdan yararlanmak istedi. Damad Ferid’i İngiliz yüksek komiserine göndererek, İttihatçılar’ı yargılamak suretiyle önceden gayretli bir hükümet kuracağını, ama çıkacak durumları bastırmada İngiltere’nin yardımını beklediğini bildirdi. İngilizler’den ihtiyaç duyulan desteğin verileceğine dair söz alınca İttihatçılar’a karşı gevşek davranmakla suçlamış olduğu Tevfik Paşa’yı çekilme ettirerek sadârete Damad Ferid Paşa’yı belirleme etti (4 Mart 1919).
Damad Ferid Paşa ilk hükümetini önceden oldukca Özgürlük ve İtilâf Fırkası’na mensup kişilerden kurdu. Hariciye nâzırlığını da kendisi üstlendi. Hükümetin ilk icraatı, Dersaâdet Dîvân-ı Harb-i Örfîsi Hakkında Kanun adıyla çıkarılan bir kararnâme ile oldukca sayıda eski İttihatçı sadrazam, nâzır ve yüksek rütbeli subayın tutuklanması oldu. Damad Ferid’in bu yolla İngilizler’in gözüne girme konusundaki aşırı çabalarına karşın İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı politikası değişmedi. Sadrazamın Paris Konferansı’na katılma isteği İngilizler’in gayretiyle reddedildi. Ek olarak İngiliz basını o sırada Ege ve Trakya’yı Yunanistan’a vermek için yoğun bir “barbar Türk” kampanyası başlatırken Fransa da Aydın ve çevresinde Rumlar’ın Türkler tarafınca öldürüldüğünü, bundan hükümeti görevli tutacağını bir nota ile bildirdi. Bir bahane ile Osmanlı ülkesinin tamamen işgal edileceği endişesine kapılan Ferid Paşa, İngilizler’den Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi gereğince önem verilen bölgelere karakollar kurulmasını isteyerek 30 Mart 1919’da onlara bir plan sundu. Burada, padişahın egemenlik hakları saklı kalmak şartıyla Arap ülkelerine muhtariyet, Ermenistan’a da bağımsızlık verileceğini bildiriyor, buna karşılık İngiltere’den asayişi sağlamak suretiyle lüzumlu görmüş olduğu bölgeleri işgal etmesini istiyordu. Paşanın İngilizler’i dahi şaşırtan tekliflerine bakılırsa İngiltere lüzumlu görmüş olduğu takdirde nezâretlere İngiliz müsteşar ve valilerin maiyetine de birer İngiliz başkonsolosu belirleme edecek, Osmanlı maliyesini denetleyebilecek, hatta seçimler bile onların kontrolünde yapılacaktı.
Damad Ferid’in İngilizler’i kazanmak uğruna İttihatçılar’a karşı başlatmış olduğu sertlik politikası, ayrıca Ermeni tehciri esnasında Yozgat’taki olaylardan görevli tutulan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in alelacele muhakeme edilerek 10 Nisan 1919’da idam edilmesi ülke çapında tepkilere yol açtı. Hükümet durumları bastırmak suretiyle vilâyetlere tembih heyetleri gönderdi. Ayrıca bazı kumandanlar Anadolu’daki birliklerin başına getirilirken Mustafa Kemal Paşa da Dokuzuncu Ordu (önceden sonrasında Üçüncü Ordu) kıtaâtı müfettişliğine belirleme edilerek kendisine geniş yetkiler verildi (30 Nisan 1919).
İngiliz yüksek komiserliğinden Bâbıâli’ye verilen 14 Mayıs 1919 tarihindeki notada İzmir’deki durumlar yüzünden buraların mütareke gereğince İtilâf devletlerine teslimi isteniyordu. Fakat ertesi günü İzmir Yunanlılar’a işgal ettirildi. Bu durum karşısında İngiliz yetkililerine Yunan işgalinin asla kabul edilemeyeceğini bildiren Ferid Paşa, onlardan pozitif bir yanıt alamayınca 16 Mayıs 1919’da çekilme ettiyse de bigün sonrasında hükümeti kurma görevi yine kendisine verildi.
19 Mayıs 1919’da resmen göreve başlamış olan ikinci Damad Ferid hükümeti gene Özgürlük ve İtilâf Fırkası’na dayanmakla beraber millî galeyanı bastırmak için bazı yansız kişiler sandalyesiz nâzır olarak Meclis-i Vükelâ’ya işgören edildiler. Sadrazam aynı gün yayımladığı genelgede İtilâf devletleri nezdinde milletin mukaddes haklarının savunulduğunu belirterek halkı sakin olmaya çağırdı. Hem de Paris Konferansı’na bir nota vererek Türk halkının galeyanını bastırmak için İzmir’den Yunan işgalinin kaldırılacağı, Ermenistan’a muhtariyet verileceği, Anadolu ve Trakya’nın Türk kalacağı konusunda derhal bir bilgi yapılmasını istedi.
İngiltere ile Fransa içinde mevcut anlaşmazlıktan yararlanmak isteyen Ferid Paşa İngilizler’den beklediği desteği alamayınca Fransızlar’a yanaştı ve Fransız himayesinin kabul edilebileceğini bildirerek onların aracılığı ile Paris Konferansı’na katılmak suretiyle yine müracaatta bulunmuş oldu. İngilizler’i kuşkulandırmamak için de onlara, konferansta Türkiye’nin manda idaresine verilmesi kararlaştırılması halinde bunun İngiliz ya da Amerikan mandası olmasının isteneceğini, Fransız himayesinin ise kesinlikle kabul edilmeyeceğini söylüyordu. Fakat sadrazamın bu benzer biçimde sözleri İngilizler’i pek etkilemedi.
İtilâf devletleri 30 Mayıs 1919’da bir Osmanlı heyetinin konferansa katılmasına karar verdiler. Fransa’nın İstanbul’daki yüksek komiseri sonucu 1 Haziran 1919’da sadrazama bildiri etti. Fransızlar’la yakın ilişkilerini İngilizler’den gizlemeye çalışan Ferid Paşa, 3 Haziran’da İngiliz yüksek komiserini ziyaret ederek İngiliz himayesinin kabul edileceği konusundaki görüşlerini tekrarladı. Ek olarak Trakya ve Anadolu’nun Osmanlı Devleti’nde kalmasını istediğini, Arabistan, Suriye ve Mezopotamya’dan vazgeçilebileceğini ima etti.
Damad Ferid hükümeti Paris’e çağrılmış olmanın da verdiği kolaylıkla İttihatçılar’ı yine tutuklayıp yargılamaya başlarken sadrazam Fransa’nın tahsis etmiş olduğu bir cenk gemisiyle 6 Haziran 1919’da yola çıktı. İngilizler’i gücendirmemek için kurul üyelerinden Tevfik Paşa İngilizler’e ilişkin cenk gemisiyle 14 Haziran’da Paris’e hareket etti. Fakat Damad Ferid’in Fransa’ya varır varmaz kendisini Fransız dostu olarak açıklaması hem İngilizler’i hem de İstanbul’daki İngiliz taraftarlarını kızdırdı. Özgürlük ve İtilâf Fırkası 27 Haziran’da hükümetle hiçbir ilişkisinin kalmadığını söyledi.
Damad Ferid Paşa Paris Konferansı’nda ilk konuşmasını 17 Haziran 1919 günü yapmış oldu. Osmanlı Devleti’nin İttihatçı yöneticiler tarafınca iyi mi muharebeye sokulduğunu söyledi. Harp esnasında gayri müslimlerin kıyıma tâbi tutulduğu konusundaki iddiaların aslı astarı olmayan bulunduğunu, bunda herhangi bir dinî ve ırkî bağnazlık aramamak icap ettiğini, şundan dolayı aynı şekilde 3 milyondan fazla müslümanın da öldüğünü söyledi. Ek olarak Wilson prensiplerine bakılırsa müslümanların ezici çoğunlukta bulunmuş olduğu Batı Trakya ile Arabistan’ın Osmanlı toprakları içinde kalması icap ettiğini bildirdi. İki gün sonrasında konferansa verdiği bir yazıda da Ege’de Yunan ilerlemesinin sınırlandırılmasını, müslümanların can ve mal güvenliğinin sağlanmasını istedi.

Ferid Paşa esas çıkışını 23 Haziran’da konferansa verdiği muhtıra ile yapmış oldu. Burada Wilson prensipleri esas alınarak Osmanlı Devleti’nin geleceği ve sınırları çiziliyordu. Paşa pazarlıkçı bir tutumla asgariyi elde etmek için âzamiyi istiyordu. Trakya’da 1878 Berlin Antlaşması ile çizilen sınırların, doğuda da I. Dünya Harbi’nden önceki sınırların kabul edileceğini söylüyordu. Musul, Halep ve Adalar’ın Osmanlı Devleti’nde kalması, Arap ülkelerine muhtariyet tanınması istenilen muhtırada ülkenin parçalanmasına ya da değişik manda idarelerine ayrılmasına Osmanlı halkının asla razı olmadığı belirtiliyordu. Konuşma çevrelerinde ve Batı basınında büyük şaşkınlık ve kızgınlık yaratan teklifler görüşme dahi edilmeden reddedildiği benzer biçimde Osmanlı heyetinin Paris’te kalmasına gerek olmadığı da bildirildi (28 Haziran 1919).
Büyük ümitlerle gittiği Paris Konferansı’ndan eli boş dönen (15 Temmuz) Ferid Paşa çeşitli çevrelerden eleştiri yağmuruna tutuldu. Bu sırada Millî Savaş’yi başlatan liderlere karşı hükümetin tavır almış olması yüzünden Anadolu ile İstanbul arasına da soğukluk girmişti. Ferid Paşa, kendisinin bulunmadığı sırada işlerin karıştırılmış bulunduğunu ileri sürerek kabahati hükümetine yükledi ve çekilme etti (20 Temmuz 1919). Ama ertesi gün üçüncü kez hükümeti kurmakla göreve getirildi.
Damad Ferid Paşa yeni kabinesini hiçbir partiye mensup olmayan yansız kimselerden kurdu. Millî Mücadeleciler’e yakınlığı ile tanınan İzzet, Ali Rızâ ve Sâlih paşalar da Meclis-i Vükelâ memuriyetine belirleme edildiler. Bazı parti ve basın temsilcileri yeni hükümetin güçsüzlüğünü ileri sürerek derhal istifasını isteyen bir bildiri yayımladılar. Fakat şartları hafifçe bir sulh antlaşmasını ama Ferid Paşa’nın imzalayabileceğine inanan padişah eniştesini destekledi. İngiltere ile Fransa da millî akıma karşı üçüncü Damad Ferid hükümetine destek verdiler. Tüm imkânlarıyla hükümeti baskı altına alan İtilâf devletlerinin, Erzurum Kongresi’ni yönlendiren Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey’in tutuklanmasını, aksi halde Doğu Anadolu’yu işgal edeceklerini bildirmeleri Ferid Paşa’yı telâşlandırdı. Beş gün savaş verdikten sonrasında 29 Temmuz 1919’da hükümetten tutuklatma sonucu çıkartabildi. Karar İstanbul ve taşrada büyük tepkiyle karşılandı. İzzet Paşa kabineden çekilme etti. İtilâf devletlerinin millî harekâtı bahane ederek ülkeyi tamamen işgal etmesinden çekinen Ferid Paşa’nın tüm ümidi Yunan işgalinin sınırlandırılmasında ve Yunan zulmünün soruşturulmasında idi. Bu yapıldığı takdirde millî harekâtın gevşeyip tavsayacağına inanıyordu. Fakat söz verildiği halde Ege’de Yunan mezalimini soruşturmak bir yana oldukca güvenilmiş olduğu İngilizler hâlâ Türkler’in Rumlar’ı öldürdüklerini ileri sürüyorlardı. ABD da 21 Ağustos 1919’da Bâbıâli’ye bir nota vererek Ermeniler öldürülmüş olduğu takdirde Osmanlı Devleti’nin tamamen dağıtılacağını bildirdi. Bundan telâşa kapılan Ferid Paşa İngiliz temsilcilerini ziyaret ederek vaka çıkan bölgelere asker sevketmesine izin verilmemiş Osmanlı hükümetinin görevli tutulmasının haksızlık bulunduğunu söylemiş oldu ve azınlıktaki gayri müslimler kışkırtılarak çoğunluktaki müslümanların tahakküm altına alınmak istendiğinden yakındı. Mustafa Kemal ile uzlaşmadan bahsederek İngilizler’e bir nota verdi (24 Ağustos) ve Paris Konferansı’na bir Osmanlı heyetinin katılmasına yine izin verilmesini istedi.
Ferid Paşa, İngilizler’in de baskısıyla bir taraftan Sivas Kongresi’ni dağıtmak için bazı faaliyetlere girişirken bir taraftan da buradaki gelişmelerin ortaya çıkardığı tehlikeleri ileri sürerek İngilizler’den bir an ilkin antlaşmanın imzalanması konusunda yardım elde etmeye çalıştı. Ferid Paşa’nın tutumu milliyetçiler tarafınca ihanet olarak değerlendirildi. Karşılıklı suçlamalar yüzünden İstanbul ile Sivas’ın irtibatı bir ara kesildi. Mustafa Kemal Paşa, Hey’et-i Temsîliyye adına İtilâf devletlerine göndermiş olduğu bir telgrafta Türk milletinin “vatana ihaneti durağan(durgun) olan” Ferid Paşa kabinesi yerine millî gayelere dayanan meşrû ve güvenilir bir hükümet istediğini bildirdi (24 Eylül 1919). Bunun üstüne İtilâf devletleri Ferid Paşa’ya Mustafa Kemal ile uzlaşması önerisinde bulundular. Ferid Paşa da bunun oldukca geç bulunduğunu bildirerek çekilme etti (30 Eylül – 1 Ekim 1919 gecesi).
Ali Rızâ Paşa hükümeti kurularak Sivas ile İstanbul’un ilişkileri düzeltildiyse de Ali Rızâ Paşa dış baskılara dayanamayıp çekilme etti (3 Mart 1920). İtilâf devletleri yine Damad Ferid’in sadârete getirilmesini istiyordu. Fakat padişah Anadolu’nun İstanbul’dan büsbütün kopmasından korkmuş olduğu için Sâlih Paşa’yı hükümeti kurmakla görevlendirdi (8 Mart). Bundan hoşlanmayan İtilâf devletleri İstanbul’u resmen işgal ettiler (16 Mart). Meclisi basarak bazı mebusları Malta’ya sürdüler. Baskılara dayanamayan Sâlih Paşa da çekilme etti (2 Nisan). İtilâf devletlerinin Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmaya kesin göründükleri bu sırada Damad Ferid’in yine iktidara gelmek için sulh şartlarının hafifletilmesini koşul koştuğu söyleniyordu. Meclis ikinci başkanı Kâzım Bey, İngiltere’den sağlam güvence alınmadan Ferid Paşa’nın sadârete getirilmesinin ülke için felâket olacağını padişaha bildirdi. Padişah da söz alındığını belirterek Damad Ferid’i 4. kez sadârete getirdi (5 Nisan 1920).
8 Nisan’da İngilizler’le temasa geçen Ferid Paşa, Kuvâ-yi Milliye’yi bastırmak suretiyle asker kullanmasına izin verilmesini istedi ve İngiliz makamlarının onaylayacağı şekilde çalışmaya hazır bulunduğunu bildirdi. Mustafa Kemal Paşa da aynı tarihte yayımladığı bir genelge ile Damad Ferid hükümetinin tanınmayacağını söyledi. Ferid Paşa 10 Nisan 1920 günü bir genelge yayımlayarak millî hareketi “fitne ve fesad”, Kuvâ-yi Milliyeciler’i de “âsi” olarak ilân etti. Devletin siyasî durumunu tehlikeye sokmak, İstanbul ile Anadolu’nun arasını açarak ülkeyi istilâya mâruz bırakmakla suçlamış olduğu milliyetçilere yedi gün süre tanıyarak padişahın emirlerine uymayanların şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. Şeyhülislâm Dürrîzâde Abdullah imzasıyla 11 Nisan’da piyasaya çıkan fetvada da Kuvâ-yi Milliyeciler’in hain ve katledilmelerinin câiz olduğu açıklandı. Ferid Paşa hükümeti bir kararnâme önceden çıkararak Kuvâ-yi Milliye’ye karşı Kuvâ-yi İnzibâtiyye adıyla askerî bir teşkilât kurdu (18 Nisan).
Damad Ferid’in bu tutumu karşısında Kuvâ-yi Milliyeciler de Ankara Müftüsü Mehmed Rifat (Börekçi) Efendi başta olmak suretiyle 153 müftünün imzaladığı bir fetva ile Dürrîzâde’nin fetvasını tesirsiz hale getirmeye çalıştılar. Faaliyetleri işgal yüzünden durmuş olan Meclis-i Meb‘ûsan’ın Ferid Paşa tarafınca feshettirilmesi üstüne buradan kaçan mebuslarla beraber Ankara’da Büyük Millet Meclisi toplandı (23 Nisan). Meclis kendi içinden çıkardığı bir hükümetle devlet ve ülke yönetimine resmen el koydu. Böylece ülke iki hükümetli hale geldi. İtilâf devletleri Ferid Paşa hükümetine 20 Nisan’da verdikleri bir nota ile sulh şartlarını almak suretiyle bir Osmanlı heyetinin 10 Mayıs’ta Paris’te hazır bulunmasını istemişlerdi. Ankara hükümeti 30 Nisan’da İtilâf Devletleri’ne bir nota vererek İstanbul ve padişah işgalden kurtuluncaya kadar devletin tek meşrû yönetiminin Büyük Millet Meclisi hükümeti bulunduğunu bildirdi. Buna karşın İstanbul hükümeti Tevfik Paşa’nın başkanlığında bir heyeti aynı gün Paris’e gönderdi.
Paris Konferansı hazırladığı sulh şartlarını 11 Mayıs’ta Osmanlı heyetine bildirdi. Bir ay zarfında yazılı yanıt istenen antlaşmanın bir ölüm fermanından farkı yoktu. Mustafa Kemal Paşa Paris’e giden heyetin Türk milletini temsil etmediğini, konferansın kararını kabule yetkili olmadığını söyledi. Çeşitli çevrelerce eleştirilen Ferid Paşa da antlaşmayı imzalamayacağını, Türk tezini anlatmak suretiyle Paris’e gideceğini duyurdu. Tüm gözlerin Ankara’ya çevrildiği bir sırada Ferid Paşa’nın millî galeyandan faydalanacağı yerde Mustafa Kemal’i ölüme mahkûm eden Nemrut Mustafa Paşa Mahkemesi kararını 24 Mayıs’ta ilân etmesi, İstanbul ile Ankara’nın arasını önceden da açtı. Damad Ferid’in bir oldubitti ile antlaşmayı imzalamasını önlemek için Büyük Millet Meclisi’ne verilen bir önerge kabul edilerek İstanbul’un resmen işgal edilmiş olduğu 16 Mart 1920’den sonrasında İstanbul hükümetinin imzaladığı tüm antlaşma ve sözleşmelerin geçersiz sayıldığı ilân edildi (7 Haziran). Buna karşın Ferid Paşa yeni bir tasarı sunmak suretiyle ikinci kez Paris’e gitti (10 Haziran). Ankara hükümeti, kanunî bir yönetim teşekkül edinceye kadar Bâbıâli ile ilişki kurmayacağını, tek başına ve bağımsız şekilde davranacağını İstanbul hükümetine bildirdi (14 Haziran). Ankara İstiklâl Mahkemesi de Ferid Paşa’yı vatana ihanet suçundan ölüme mahkûm etti (5 Temmuz).
Damad Ferid Paşa Paris’te hiçbir pozitif netice alamadan ve antlaşmayı imzalamadan İstanbul’a döndü (14 Temmuz). Fakat Paris Konferansı’nın, antlaşma on gün içinde imzalanmadığı takdirde ihtiyaç duyulan tedbirlerin alınacağını bildirmesi üstüne (16 Temmuz) telâşa kapılan Ferid Paşa İngiliz yüksek komiseri Amiral Robeck’i ziyaret ederek hiçbir deva görmediği için antlaşmayı imzalamayı düşündüğünü, fakat İngiltere’den güvence istediğini bildirdi. İngilizler ise Ferid Paşa’ya yardım vaadinde bulunmaktan şiddetle kaçındılar.
Bu durum karşısında Ferid Paşa Ankara ile uzlaşma yollarını aradı. Ankara hükümeti, aradaki tüm anlaşmazlıkların ortadan kalkması için şeyhülislâmın fetvasının geri alınmasını, milliyetçilerin de katılmasıyla merkezî hükümetin tekrardan kurulmasını, millî harekâta karşı düşmanca davranışlara son verilmesini, sulh şartlarına karşı çıkılarak Büyük Millet Meclisi ile beraber yeni bir tasarı hazırlanmasını istiyordu. Fakat İtilâf devletlerinin yoğun baskısı ve tehdidi altında ezilen Ferid Paşa yeni bir tasarı hazırlamanın doğuracağı tehlikelerden çekindi. Verilen süre içinde antlaşmayı imzalayarak işgalcilerin herhangi bir harekâtta bulunmalarını önlemek istedi. Antlaşmayı tek başına imzalamak sorumluluğundan da kurtulmak için sarayda bir saltanat şûrası toplanması konusunda padişahı ikna etti. Padişahın başkanlığında 22 Temmuz 1920 günü toplanan şûrada sadrazam müzakereye izin vermedi. Toplantıya katılanlardan bir tek antlaşmanın imzalanmasını kabul edip etmediklerini bildirmelerini istedi. Rızâ Paşa hariç hepimiz kabul ettiğini bildirdi. Hükümet içinde bazı nâzırların antlaşmanın imzalanmasına karşı olmaları yüzünden Ferid Paşa yeni bir kabine oluşturmak için çekilme etti (31 Temmuz). Aynı gün yine hükümeti kurmakla göreve getirildi.
Damad Ferid Paşa beşinci ve sonuncu hükümetini önceden oldukca “evetçi” oyunculardan kurdu. Hariciye nâzırlığı görevini de kendisi üstlendi. Böylece antlaşmanın imzalanması ve onaylanması esnasında kabinenin oy birliğiyle iş görmesini güvence altına almış oldu.
Sevr Antlaşması’nın Damad Ferid hükümeti tarafınca imzalanması (10 Ağustos 1920) tüm ülkeyi mateme boğdu. Ankara hükümeti, antlaşmayı imzalayanları vatana ihanet suçundan ölüme mahkûm etti. Ferid Paşa sadârette kalmış olduğu sürece Ankara hükümetiyle bir uzlaşmaya varılması imkânsızdı. Oysa İtilâf devletleri Sevr Antlaşması’nın uygulanabilmesi için İstanbul ile Ankara’nın barıştırılmasını önem verilen görüyorlardı. Ayrıca Sevr Antlaşması’nın değiştirilmesi yönünde yoğun bir etkinlik başladı. 1920 yılı Ağustos ayının ortalarından Aralık ortalarına kadar Ankara hükümetiyle İngilizler içinde bazan kuşkuyla karşılanan üstü kapalı bir bağlantı kuruldu. Hatta Mustafa Kemal’in İngilizler’le anlaşmak için bazı şartlar ileri sürdüğü söyleniyordu (Sonyel, II, 97-98).
Bu tarihten itibaren Damad Ferid’in yıldızı İngilizler nezdinde hızla sönmeye başladı. Eylül başlarında siyasî mesleğinin sonuna yaklaştığı iyice anlaşıldığı halde paşa iktidarı bırakacak benzer biçimde gözükmüyordu. Ek olarak Osmanlı Devleti lehine bir değişim yapılmadan Sevr Antlaşması’nı onaylatmamakta direniyordu. Nihayet İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon, 1 Ekim 1920’de Sevr’in onaylanması için Damad Ferid üstünde baskı yapılmasını, aksi halde antlaşmayı onaylatacak yeni bir sadrazamın bulunmasını istedi. Ankara hükümeti ikna edilmedikçe antlaşmanın onaylanması da mümkün görünmüyordu. Fransız yüksek komiseri, Ankara ile İstanbul arasındaki uzlaşmaya tek engel saydığı Ferid Paşa’yı sadâretten uzaklaştırmak için İngiliz meslektaşına iş birliği teklifinde bulunmuş oldu. İki yüksek komiser 17 Ekim’de padişahı ziyaret ederek Ferid Paşa’nın istifasını istediler. Ferid Paşa da aynı gün istifasını verdi.
Damad Ferid Paşa, bir süre İstanbul’da kaldıktan sonrasında karısının hastalığını bahane ederek padişaha dahi haber vermeden Avrupa’ya gitti. Millî Savaş esnasında orada kaldı. Büyük zaferin kazanılmasından sonrasında İstanbul’a döndüyse de bu sırada İstanbul’da kalmayı tehlikeli görerek 21 Eylül 1922’de ailece Fransa’ya gitti ve Nice’e yerleşti. Şükrü Nâilî Paşa kumandasındaki Türk ordusunun İstanbul’u işgalden kurtardığı 6 Ekim 1923 günü Nice’te öldü.
Damad Ferid Paşa en eleştiri günlerde beş kez sadârete getirildi. Sürekli artan İngiliz baskısı altında geçen sadâret süresi toplam bir yıl, bir ay, sekiz gündür. Ferid Paşa bazılarına bakılırsa akılsız bir idareciydi; bazılarına bakılırsa ise birçok bakımlardan üstün nitelikli bir kişiliğe sahipti. Birinci görüşü savunanlar Tevfik Paşa, İzzet Paşa, Ali Fuat (Türkgeldi) benzer biçimde önceden oldukca paşa ile rakip durumda olan, onunla zıtlaşmış kimselerdir. Bunlar Ferid Paşa’yı suçlarken çoğu zaman Mütareke sürecinin tüm günahlarını paşanın sırtına yükleyip Sultan Vahdeddin’i onun tarafınca aldatılmış bir insan olarak temize çıkarma çabası içindedirler. Damad Ferid ile yakın ilişki içinde bulunan İngilizler, Refik Halit Karay, Galip Kemali (Söylemezoğlu) ve Kuvâ-yi Milliyeciler ise Damad Ferid’i zekâ bakımından hiçbir süre küçümsememişlerdir (Akşin, s. 597). Ek olarak Ferid Paşa’da kibarlık, para konusunda dürüstlük, vatan severlik ve çalışkanlık benzer biçimde erdemler bulmuşlardır. Birkaç yabancı dil bilen paşanın oldukca okumuş olduğu ve binlerce kitabından oluşan büyük bir kütüphaneye haiz olduğu bilinmektedir

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir